Erbaş, 35. İl Müftüleri İstişare Toplantısında Konuştu

15 Ekim 2018 Pazartesi
Erbaş, 35. İl Müftüleri İstişare Toplantısında Konuştu

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş'ın Konuşmasından Satır Başlıkları

•   Başkanlığımızın en önemli istişare, değerlendirme ve planlama toplantısı olan İl Müftüleri İstişare Toplantısını, Toplumu Din Konusunda Aydınlatmada Diyanet-İlahiyat İşbirliği İmkânları/Stratejileri üst başlığı ile ilk defa bütün İlahiyat/İslami İlimler fakülteleri dekanlarımızla beraber yapıyoruz. Hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum.

•    İnsan, kendisi ve evren ile ilişkisini vahyin kılavuzluğunda kurduğunda; bireysel, toplumsal ve küresel düzlemde yaşadığı krizleri aşabilmiştir. 

•    Nitekim insanlığın, cahiliye girdabında yolunu kaybettiği bir zamanda gelen vahiy ile inşa edilen İslam toplumu kısa sürede, bireysel, sosyal ve küresel boyutta, sosyal, iktisadi ve alanda büyük bir inkişaf ve tarihin en büyük inkılabını gerçekleştirmiştir. Öyle ki 7. yüzyıldan Rönesansa kadar bilimden hukuka, sanattan teknolojiye her alanda dünyanın öncüsü olmuşlardır.   Ancak 18. yüzyıldan itibaren batı merkezli gelişen ve yaratıcıyı öteleyen mekanik bir anlayışın, bütün dünyayı ve özelde İslam toplumlarını ciddi şekilde etkilediği de açıktır.    Türkiye özelinde bakıldığında ise; 19. Yüzyıldan itibaren din eğitimi ve hizmeti özelinde zaman zaman travmalara sebep olan bir kargaşanın var olduğunu görmekteyiz.   Bununla birlikte, yakın tarih boyunca din eğitimi ve hizmeti açısından kaotik ve zorlu bir sürece rağmen Türkiye’de, köklü bir medeniyet geleneğine sahip olmanın da etkisiyle, kendi şartları muvacehesinde başarılı çalışmalar yapılmıştır.

•    İnsanlığın ufkunu İslam’ın ilkeleriyle aydınlatmak sorumluluğumuzun, İslam’ın doğru anlaşılması, doğru anlatılması ve yaşanması olmak üzere üç boyutu olduğunu düşünüyorum.

•    Bu üç boyuttan birincisi olarak ifade ettiğimiz İslam’ın doğru anlaşılması konusunda sahih bilginin topluma ulaştırılması hayati öneme sahiptir. 

•    İslam, insanın Rabbiyle, toplumla ve çevreyle olumlu ilişkiler kurmasını sağlayarak yeryüzünde adalet ve merhametin egemen olmasını temin eden bir nizamdır. Dolayısıyla İslam’ın hayat düsturlarını doğru anlamak açısından insanı ve evreni de, vahyi merkeze alarak okumak gerekir. Bu manada insanın tefekkürle kendini okuması, tefehhümle evrenin farkına varması, tezekkürle tarihi hatırlaması, tedebbürle, sebep-sonuç ilişkisi kurarak geleceği öngörebilmesi önemlidir. 

 •    Bugün, İslam toplumlarında yaşanan terör, tefrika, etnik ve mezhebi farklılıkların soruna dönüşmesi gibi meselelerde, dini kavramların tahrif ve istismar edilmesinin ve yanlış din algısının da etkisinin olduğu bir gerçektir. Dinin bilgisizliğe ya da sağlam temellere dayanmayan yaklaşımlara terkedilmesinin ağır faturasını, doğru şekilde karşılanmayan her ihtiyacın istismara açık olduğunu, bugün daha yakından görmekteyiz. Nitekim İslam’ın rahmet ilkelerini ve Müslümanların samimi duygularını hain emellerine alet eden FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütleri, din istismarının bir güvenlik meselesi haline geldiğinin açık göstergesidir. 

•    Sünnetin dindeki yerini hafife alarak Kur’an sünnet bütünlüğünü göz ardı eden, gereksiz ve faydasız tartışmalarla milletimizin zihnini meşgul eden, hikmet ve maslahatı öteleyen yaklaşımların da önemli bir sorun olduğu ortadadır.  •    Başkanlığımız bütün faaliyet alanlarında din istismarı ve yanlış din algısı ile mücadele etmektedir.   

•    Din istismarı konusunda bütün illerimizde özel ekipler tarafından seminerler ve birçok etkinlik gerçekleştirdik. Bu çalışmalar devam edecektir.  •    FETÖ ve DEAŞ konusunda milletimizi bilgilendirmek amacıyla hazırlanan iki eser 1 milyon adet dağıtılmıştır. FETÖ ve DEAŞ raporları İngilizce ve Arapça olarak yayınlanmıştır. 

•    Toplumu din konusunda aydınlatma sorumluluğu ile 2018 yılı içinde, özellikle aile ve gençlerimize yönelik 6 milyon eser dağıtılmıştır.  •    İlahiyat/İslami ilimler fakültelerindeki hocalarımızın, irşat çalışmalarına daha çok katkı sunmalarını arzu ediyoruz.  •    Camilerimizin bütün mihrapları, minberleri ve kürsüleri bütün akademisyenlerimize hatta öğrencilerimize açıktır. 

•    Değişik vesilelerle gerçekleştirilen salon programlarında, Başkanlığımızın halkımızla buluştuğu her yerde akademisyenlerimizi irşat hizmetinde görmek istiyoruz. Bununla ilgili beraberce daha verimli ve düzenli eylem planları oluşturalım istiyoruz.  İfade ettiğimiz üç boyutun ikincisi; İslam’ın hikmetle, güzel sözle, en uygun yöntemle anlatılmasıdır.  Merhametle müjdeleyen, hakikatle uyaran, ikna edici bir metotla açıklayan bir yaklaşımla sevdirerek ve nefret ettirmeden İslam’ı anlatmak tebliğin en önemli boyutudur. Sosyal gerçeklikleri ve öncelikleri dikkate almayan, kaba, sert ve dışlayıcı bir üslup, nebevi metoda da, doğru iletişimin ilkelerine de aykırıdır.  Üçüncüsü ise; İslam’ın yaşanan bir hayata ve ahlaka dönüştürülmesidir.  Biliyoruz ki İslam bir hayat dinidir. Kur’an-ı Kerim bir hayat kitabıdır. Bütün peygamberler tevhid inancının yerleşmesi,  adaletin tesisi ve güzel ahlakın yaşanması için mücadele etmişlerdir. Bugün her Müslüman bu ideal için gayret etmekle mükelleftir.  Her üç boyut ile yani doğru dini bilginin üretilmesi, en güzel yöntemle sunulması ve nebevi bir örneklikle hayata rehberlik edilmesi konusunda, yükseköğretim kurumlarımıza ve Diyanet İşleri Başkanlığımıza büyük görevler düştüğünün farkındayız.  Bunun için, İlahiyat/İslami İlimler fakülteleri, İmam Hatip Liseleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı olarak işbirliği içinde, bilgi üretim metodumuzu ve müfredatımızı, insan yetiştirme mekanizmalarımızı, din hizmeti çalışmalarımızı ve irşat stratejilerimizi her daim gözden geçirmek ve geliştirmek durumundayız.   

 

Değerli Misafirler,  Bilgi ve teknolojinin hızla gelişmesi ve sosyal şartların değişmesi din eğitimi ve hizmeti çalışmalarını sürekli yenilemeyi ve geliştirmeyi de zorunlu kılmaktadır.  Dolayısıyla hem cami konseptimizi ve cami içi faaliyetlerimizi hem de sosyal ve kültürel içerikli din hizmetlerini buna göre planlamamız gerekiyor.  Bunun için camilerimizi daha planlı inşa etmenin ve daha işlevsel hale getirmenin gayreti içindeyiz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Gazi Üniversitesi ile cami mimarisi standartları çalışmamız devam ediyor.  Müştemilatındaki sosyal donatılarla camilerimiz aynı zamanda bir mektep ve kültür merkezi haline gelsin istiyoruz. 

Diğer yandan abdest alanlarından iç mekânlarına bütün camilerimizin 24 saat boyunca, temiz, açık ve ibadete hazır olması bizim hem yasal hem de dini sorumluluğumuzdur. Özellikle nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların da camilerimizde, rahat ve nezih bir ortamda ibadetlerini yapabilmelerini temin etmek il müftülerimizin öncelikli görevidir. Bu manada mevcut camilerimizi, kadınların abdest mekânları ve namaz kılma alanları açısından yeniden gözden geçiriyoruz. Yeni cami projeleri ise kadınlar, engelliler vb açılardan en uygun şekilde yapılacaktır.  Yine aynı şekilde her ilimizde, cezaevleri engelliler, bağımlılık, sağlık tesisi ve mülteciler alanlarında istihdam edilen hocalarımızın varlığını ve çalışmalarını önemsiyoruz ve bu alandaki hizmetlerimizi her geçen gün büyütmenin gayreti içindeyiz. 

 

 İl ve ilçelerde 384 noktada, Aile ve Dini Rehberlik Büroları ve bu alanda istihdam edilen vaizlerimizle, ailenin sağlıklı şekilde kurulmasına ve yürütülmesine yönelik dini rehberlik faaliyetlerinden, çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi çalışmalarına, okullarda ve özellikle çocuk evleri ÇODEM gibi kuruluşlarda değerler eğitimi seminerlerinden kadın konuk evleri ve huzur evlerindeki rehberlik çalışmalarına, faaliyetlerimiz artarak devam edecektir.   

 

Kadın uzmanlarımız, müftü yardımcılarımız ve vaizelerimiz, kadın murakıplarımız, 35 bin civarında kadın Kur’an kursu hocamız ve bütün mensuplarımız ile bu alanda daha aktif çalışmalar yapmaktayız.  Şüphesiz din hizmeti konusunda en önemli hususlardan biri de nitelikli personel imkânıdır. Zira her unvan ve bölge kendine özgü şartları ve imkânları gereği farklı formasyonlar gerektirmektedir.  Türkiye içinde, okul öncesi, kadın aile, çocuk, genç, engelli, hasta, mahkûm, mülteci, yaşlı gibi birçok alanda din hizmetini en güzel şekilde yerine getirmek için, bütün bu alanların her biri ile ilgili, yeterli eğitim almış ve alan formasyonuna sahip personele ihtiyaç duyulmaktadır. Söz konusu personeli temin edeceğimiz kaynak yükseköğretim kurumlarımızdır. Dolayısıyla İlahiyat/İslami İlimler fakültelerimizle bu gerçeğe ve ihtiyaca göre program açma, branşlaşma, müfredat oluşturma vb. alanlarda acilen çalışma yapmak durumunda olduğumuzu ifade etmek isterim.

 

Toplantı boyunca dekanlarımızla bu konuyu da müzakere edeceğiz inşallah.  Aziz misafirler, Başkanlığımızın özel önem verdiği alanlardan biri de gençlerimize yönelik manevi rehberlik çalışmalarıdır.  Bugün ülkemizde, ilkokul, ortaokul ve liselerde yaklaşık 18 milyon, üniversitelerimizde yaklaşık 7 milyon, toplamda 25 milyonu aşkın öğrencimiz eğitim görmektedir. Bu rakam dünyadaki pek çok ülke nüfusundan daha fazladır.  Gençlerimizi geleceğimiz açısından en büyük imkânımız olarak görüyoruz. Her ilimizde bulunan gençlik koordinatörlüğü ve KYK bünyesinde manevi rehberlik hizmetlerini önemsiyoruz.  Her hocamıza 10 gencimiz emanet, projesiyle, eğitiminden, dini ve ahlaki gelişiminden, kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktan, geleceğine rehberlik etmeye varıncaya kadar her hocamızın 10 gencimize rehberlik etmesini istiyoruz.  Malumlarınız, 17 Kasım’da açılışını yapacağımız Mevlidi Nebi haftası kutlamalarında bu yıl peygamberimiz ve gençlik konusunu ele alacağız. Türkiye Diyanet Vakfımız ile yaptığımız çalışmayla geçen sene 19 olan yurt sayımızı 32 ye çıkardık. Hedefimiz 81 ilimizde yurdumuzun olmasıdır. Müftülerimiz ve din görevlilerimizin gayretleriyle açılan ve yürütülen 450 öğrenci evimizde 3 bin öğrencimiz kalıyor.  Bu çalışmalarımızı çok hızlı şekilde daha kapsamlı hale getirmek zorundayız.  Bir şehirdeki bütün öğrencilerin o şehrin müftüsünü tanımasını istiyoruz. Ülkemizin bütün gençlerini aynı derecede önemli ve değerli görüyoruz. Fikrî ve ahlaki anlamda savrulmalar yaşayan gençler varsa sorumlusunun aslında yetişkinler yani bizler olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmıyoruz.   

Kıymetli katılımcılar, İslam dünyasının içinden geçtiği zor süreçler ve insanlığın yaşadığı derin bunalımların bizlere yüklediği sorumluluklar olduğunun farkındayız.  Özellikle, ırk, din, mezhep, meşrep, ideoloji üzerinden çıkarılan ve körüklenen tefrika, fitne ve anarşinin önüne geçmek zorunda olduğumuz açık ve aciliyet kesbeden bir durumdur.  Bunun için, devletimizin gücü ve imkânları ve milletimizin desteğiyle yurt dışı din hizmetlerimizi sürekli geliştiriyoruz.  Bugün, Asya’dan Avrupa’ya, Amerika’dan Avusturalya’ya, uzak doğudan Afrika’ya 106 noktada müşavir, ataşe, koordinatör ve 2000 görevlimizle ülkemizi temsil etmekteyiz.  Müslüman ülke ve topluluklara; kardeş şehir uygulamaları, cami, okul ve kültür merkezleri inşası, sosyal ve insani yardım faaliyetleri ile hizmet götürmekte, gerçekleştirdiğimiz uluslararası toplantı ve organizasyonlar, yayınladığımız farklı dillerde Kur’an mealleri, 40 dan fazla dil ve lehçede, 400 den fazla eser ile Kur’an ve Sünnet merkezli bir İslam anlayışı doğrultusunda rehberlik etmekteyiz.   

Yapılan hizmetlerdeki başarının da, ihmal edilen çalışmaların vebalinin de bizlere ait olduğunun bilincini canlı tutmamız gerektiğini ifade ediyorum.  Bu vesileyle, İslam’a ve milletimize hizmet yolunda ortaya koyduğu gayret ve özverili çalışmalarından dolayı, başta müftülerimiz olmak üzere bütün teşkilat mensuplarımıza, toplantımızı teşriflerinden dolayı rektörlerimize ve dekanlarımıza hassaten teşekkür ediyorum. Dört gün boyunca oldukça önemli konularda yapılacak müzakerelerin hayırlı çalışmalara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyor, tekrar saygılar sunuyorum.